4 Haziran 2015 Perşembe

Dil ve İletişim

Konfüçyüs’e sorarlar:
- Bir ülkenin yönetimi size verilseydi ilk olarak değişime nereden başlardınız?
Büyük düşünür şöyle cevap verir bu soruya:
- Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Çünkü dil kusurlu olursa, kelimeler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gerekenler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

Peki, bu kadar önemli olan “dil” nedir? Bir toplumu şuursuz yapan bir silah mı yoksa tüm bunlardan koruyan bir kalkan mı? Aslında dil bunların her ikisi de daha fazlası da. Heidegger’e göre “Dil varlığın evidir. İnsan varlığın evinde iskân eder. Düşünce üretenler ve kelimelerle (bir şeyler) yaratanlar, bu evin muhafızları olan kişilerdir.” Yani dilimize hâkim olduğumuz sürece kontrol gücünü elimizde bulundurmuş oluruz. Aksi takdirde başkaları bizi kontrol eder.
Dil, bir millet için de çok şey ifade eder. Çünkü o doğrudan doğruya milleti ifade etmektedir. Millet ise, Yavuz Bülent Bakiler’in ifadesiyle, “Edebiyatı olan bir topluluktur.” Ona göre edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa edebiyatımız olmaz. Yine dünya çapında bir sanatçı olan Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un da ifadesiyle, “Millet edebiyatından tanınır.” Edebiyat ise varlığını dile borçludur.
“Dil” sözcüğü sözlükte birçok anlama gelmektedir. Ancak “dil”in tıp dili, hukuk dili, çiçek dili, konuşma dili vs. gibi yan anlamları da vardır. Büyük Larousse’da dil kelimesinin temel anlamı olarak şu tanım yer almaktadır: “Dil, bir insan topluluğuna özgü olan, o topluluktaki bireylerin duygu ve düşüncelerini anlatmak ve birbirleriyle iletişim kurmak için kullandıkları sesli ve kimi zaman da yazılı göstergeler dizgesi. Demek ki dil insanlar arasında iletişim kurmaya da yarıyor o zaman bir iletişim aracı da olmalı. Dili tanımladık, peki iletişim ne?
“İletişim, en genel ve yalın tanımıyla duygu, düşünce, bilgi, haber ve becerilerin paylaşılması; başka bir deyişle bireyler arasında duyguda, düşüncede, tutumda ortak bir payda yaratılması sürecidir” der Sedat Sever. Tüm bu ortak paydaları bir arada tutan elbette ki dildir. Dil ve iletişim birbirini tamamlayan iki unsurdur. Dil ifade eder; iletişim anlatır. Dil yaşatır; iletişim aktarır. Üzüntümüzü, neşemizi, müjdelerimizi, geçmişimizi dil olmadan aktaramayız. Anlatacaklarımızı dil sayesinde gerçekleştirirken farkında olmadan iletişim de kurmuş oluruz.
İletişim kurmadan, derdimizi anlatmadan yaşamımızı sürdürmemiz mümkün değildir. Hayatımızı devam ettirebilmek için mutlaka iletişim kurmalıyız. Yaşamak da başlı başına iletişim faaliyetlerini kapsayan bir olgudur. Doğduğumuz andan itibaren çevremizle sürekli iletişim, etkileşim içine gireriz. Bilinçsizce çevremizi etkilemeye, değiştirmeye; yine bilinçsizce etkilenmeye, değişerek çevremize uyarlanmaya başlarız. Bu çift yönlü etkileşim, hayat boyu sürer gider. Yaşadığımız sürece zekâmızı, kültür ve birikimimizi, kişiliğimizi iletişim alışkanlıklarımız ve iletişim çabalarımızla ortaya koyarız. Duygu ve düşüncelerimizi başkalarıyla yine iletişim yoluyla paylaşırız. Anlamak, anlatmak, öğrenmek, başkalarına ulaşabilmek için de iletişime başvururuz. Denilebilir ki iletişim, beşikten mezara kadar hep bizimledir ve bizim için hava kadar hayati bir ihtiyaçtır. İşte bu iletişimin de köşe taşı dildir. “Dil, insanı insan yapan niteliklerin başında gelir. Onun duygularını, düşüncelerini, isteklerini bütün incelikleriyle açığa vurmasına, yaşamını sürdürebilmesine olanak sağlar.” (Doğan Aksan)
İletişim deyince, dil deyince akla sadece sesler gelmemeli. İletişim yalnız sözle değil, çok daha etkili olan jest ve mimiklerle de kurulabilir. Göz teması, el-kol-yüz hareketleri (gülümseme, başla onaylama-onaylamama, göz kırpma vb.) yürüyüş biçimi, yaklaşma, dokunma gibi. (Başar) Konuşma yetisi olmayan bir kişi de iletişim kurar. Sesler çıkaramasa da beden dili, jest ve mimik kullanarak karşı tarafa bir şeyler aktarabilir ve bu dillerle yapılan da iletişim olur.
“Dil, araçların aracıdır.” (John Dewey). Dewey’in bu sözünü “dil iletişimin en büyük aracıdır” şeklinde çevirebilir ve her ne şekilde olursa olsun –konuşma, jest, mimik- dilin iletişim, iletişimin de dil olmadan gerçekleştirilemeyeceğini bilmeliyiz.
Dil yıllar önce de ülkeler ve milletler için en stratejik ve en önemli araçtı. Yusuf Has Hacip bizi yıllar önceden uyarıyor: “Anlayış ve bilgiye tercüman olan dildir; insanı aydınlatan fasih dilin kıymetini bil.” Dilimize sahip çıkmalı, geçmişimizle ve geleceğimizle iletişimi koparmamalıyız.
Biz dili ne kadar iyi tanıyor, dili ne kadar iyi kullanıyorsak iletişimimiz o kadar iyi olacaktır. Dil bizi başkalarına, başkalarını ve başka nesneleri bize yansıtan bir aynadır. Dili doğru kullanmak, doğru anlamak gerekir. Kullandığımız çağdaş araçlardaki göstergelerin, ekranların, ibrelerin bir an için bozuk olduğunu düşünün. Bu bir felakettir. Fakat bir toplum için ondan daha büyük bir felaket vardır ki o da insanlar arasında, bir iş bölümü içinde görev alan kişiler arasında, fikir ve görüş alışverişinde bulunanlar arasında dil aynasının görevini tam yapamamasıdır. Düşüncelerimizin anlaşılmasını istiyorsak, bunun en kestirme yolu dile hâkim olmaktır. Görüldüğü gibi dilin hayati bir önemi var ve bize düşen de ona ara sıra hayat öpücüğü vermek değil kendi kendine nefes alabileceği bir ortamda yaşamını sürdürmesini sağlamaktır.
Rousseau “Dimağlar dille oluşur” der. Dil sayesinde toplumun zihinleri yönetilir ve silinir. Okuduğum bir köşe yazısında da yazar şöyle diyordu: “Biz yıllardır Fars edebiyatına hayranlık duymuş bir toplumuz. Oysa asıl şimdi hayranlık duymalıyız. Çünkü bugün bir İranlı çocuk bundan bin yıl önce yazılan Firdevsi’nin Şehname’sini anlayabiliyor. Oysa biz yüz yıl önce yazılan eserlerimizi bile anlamakta zorlanıyoruz. Bu dildeki değişmeden kaynaklanan iletişim kopukluğundan.” Eğer bizde de dil birliği olsaydı geçmişimizle iletişim kurmayı sadece akademisyenlere bırakmazdık; tüm halkımız yüzyıllar öncesi yaşamış dedeleriyle nineleriyle istedikleri an anlaşabilirlerdi. Bu sadece Anadolu’da yaşayan Türklerle alakalı bir durum değil. Biz birkaç yüz kilometre ötedeki kardeşlerimizi de anlamakta zorlanıyoruz. Tüm bunlar dil birliğinin olmaması ve bundan kaynaklanan iletişim kopukluğunun ürünüdür. İletişim için dil ne kadar önemli ise devletler ve onların geçmişi için de tek ve bütün kültür-dil-iletişim ilişkisi de odur.
Sonuç olarak dil ve iletişim birbirinden ayrılmaz iki unsurdur ve bu unsurlar milletleri, devletleri ve kültürleri meydana getirmektedir. Nesilleri arasında iletişimi kopuk olan, yaşlısıyla gencinin birbirini anlamadığı bir toplumda ne ortak kültürden ne de ortak gelecekten bahsetmek doğru olmaz. Bu yüzden başta da biz Türkçe öğretmenlerine düşen görev dili korumak ve sağlıklı iletişim kurmayı öğretmektir. Sever’e göre anadilini ancak, anadili yetkinleşmiş bireyler, etkili bir düşünme, öğrenme ve iletişim aracı olarak kullanabilir. Biz öğretmenlere de anadilimizde yetkinleşerek dilimizi etkili bir düşünme, öğrenme ve iletişim aracı olarak kullanmak ve kullanmayı öğretmekten büyük bir görev ve haz olmamalı.

Yaşar Ulukanoğlu

         2011

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder