16 Mayıs 2015 Cumartesi

Türkçe Yazıldığı Gibi Okunur, Peki Konuşulur Mu?


Türkçenin yazıldığı gibi konuşulduğunu iddia edenler bunu hangi sebeple yapıyorlar bilinmez ama Türkçe kesinlikle yazıldığı gibi konuşulan bir dil değildir. Fonetik açıdan bunun böyle olması mümkün değildir.


Dilde akıcılık önemlidir. Bu yüzden dil kendini daima kolaya yönlendirir. Keskin, sivri köşelerini törpüler, dili yumuşatır, telaffuzu kolaylaştırır. Bu her dilin fonetik özelliğidir.

Dildeki fonetik değişim birkaç şekilde olur. Bunlar:

1. Dil kimi zaman dil bilgisi kuralları aracılığıyla kolaya kaçar. Örneğin gelecek zaman eki “-acak, -ecek” konuşma dilinde “c” den önceki ünlüyü daraltır.

 
yapacak – yapıcak,

gelecek – gelicek,

olacak – olucak,

dönecek – dönücek,

duracak – durucak,

gülecek – gülücek gibi.






Bir başka örnek: Kaynaşma ünsüzü “y” ile gelecek zaman eki (-acak, -ecek) birlikte kullanıldığında,  konuşma dilinde “y” den önceki ünlü daralır, “y” ile “c” arasındaki ünlü düşer.

arayacak –  arıycak,

gelmeyecek – gelmiycek,

olmayacak – olmıycak,

görmeyecek – görmiycek,

duymayacak – duymıycak,

bükülmeyecek – bükülmiycek gibi.

2. Dil kimi zaman da bölgesel ağız özellikleri sebebiyle yumuşar. Örneğin: “gidelim” yazarız ama “gidek” diye konuşuruz. Bu dilin ağız özelliğidir.

3. Diğer dillerden (özellikle de Arapça ve Farsça) dilimize giren sözcükler yumuşamaya daha uygundur. Bu maddeye de birçok örnek verebiliriz. İçimizde kaç kişi “kabus” sözcüğünü yazdığı gibi okuyor ya da konuşuyor? “a” sesini uzatmadan seslendirdiğimizde ne kadar tuhaf oluyor değil mi tıpkı kelimenin anlamı gibi bir telaffuz? Daha birçok örnek var: “aile”, “fare”, “işaret” gibi. Bunların hiçbirini yazdığımız gibi konuşmayız. Ya bazı sesleri uzatır, kısaltırız ya da inceltir, kalınlaştırırız. Ama kesinlikle yazdığımız gibi konuşmayız.

Hepimizin Coğrafya derslerinden bildiğimiz Gülek Boğazı’nı “Güğlek” şeklinde okumak daha kolay değil mi? “değil mi” demişken onu da “diil mi” diye söylemez miyiz?

Tüm bunlar sizi ikna etmedi mi? Etmeli. Çünkü dillerin fonetik olarak kolaya kaçması kaçınılmaz bir sondur. Ve Türkçede de konuşmayı kolaylaştırmak için bu yapılmaktadır. Bu kötü bir şey değil aksine dilin ömrünü uzatan bir durumdur. Kimse rahat konuşamadığı bir dilin devamlılığını bekleyemez.

Umarım artık siz de “Türkçe, yazıldığı gibi okunur ama okunduğu gibi konuşulmaz” diyebilirsiniz.

Yaşar ULUKANOĞLU

7 yorum :

  1. Sayın Yaşar ULUKANOĞLU
    Ben yukarda bahsettiğin konu ile ilgili aynı düşüncede değilim. Türkçe yazıldığı gibi de okunur. Sizin burada anlatmaya çalıştığınız yöresel ve bölgesel ağızları almışsınız. Ama bu Türkçenin doğru kullanılmaması kapsamına bir örnek olarak verse idiniz bu doğru olurdu.
    Açıklamaya çalıştığınız kapsamda yanlış olmuş Benim bulunduğum yörede yukarda anlaştığınız hiç bir örnek uyumlu değil.
    Bu konuşma dili öncelikle insanların yaşadığı yöre ile beraber aldığı eğitim ve kültür çok önemlidir. Okuma alışkanlığı olmayan daha çok sözlü iletişimde olan ve yöresinden ve köyünden hiç ayrılmamış bir kişi için söylediklerin doğru olabilir.

    Ama Gerçekler böyle değil . Görevim gereği Türkiyemin birçok bölgesinde görev yaptım. Her gittiğim yerde yöresel ağızlar, hatta deyimler vardı. Ama aynı yörede yetişmiş. Ancak kültür açısından kendini geliştirmiş veya az buçuk mürekkep yalamış olan insanların yöresel ağzı bırakıp çok nefis Türkçe konuştuklarını gördüm. o nedenle bu olayın sadece kendini yetiştirmek ve Önce Kendi ana dilini doğru konuşmağı amaç edinmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
    Aynı kapsamda Görevim gereği Türkiyemin dört bir yanından insanlarla beraber çalışırdım. Gerek aldığı eğitim veya Köyünden obasından hiç çıkmamış kültürel olarak diğer kültürler ile bir araya gelmemiş kişilerin ilk başlarda yazdıkları Mektupları ve aldıkları notları okuduğunuz dada aynı konuştuğu gibi hangi bölgenin ağzını kullanıyor ise o ağızla bozuk Türkçe ile yazdıklarını hep gördüm. Bu insanların belli bir zaman sonra o ilk başlarda yaptıkları hataları daha az yaptıklarına şahit oldum.
    Hatta öyle kişiler ile çalıştım ki geldiklerinde konuştukları ağız ve yöresel dilini hiç kullanmayan mükemmel konuşan ve yazan kişiler gördüm. Bu tamamen insanın zekâsı, kültürü ve isteği ile ilgili olduğunu gördüm. o nedenle bu görüşlerinize katılamıyorum.

    “Hepimizin Coğrafya derslerinden bildiğimiz Gülek Boğazı’nı “Güğlek” şeklinde okumak daha kolay değil mi? “değil mi” demişken onu da “diil mi” diye söylemez miyiz?”

    Verdiğiniz örnekte; Ben ve benim tanıdığım insanlar Gülek boğazı der. Değil mi de aynı şekilde söylenir veya öyle değil mi ? diye de eklenebilir o nedenle bu Siz nerede yaşıyor iseniz o yöre kapsamında yöresel ağız olarak doğru olabilir ama bunu
    Türkçenin tümünde böyle imiş gibi yazmanız bence yanlış bir tespit olmuş. Bence yazının başlığı şöyle olmalı idi

    Türkçe Yazıldığı Gibi Okunur, okunduğu gibi yazılır. Peki, Her yörede ve ağızda aynı yazılıp, konuşulur Mu?

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ismim yazmayı unutmuşum. Kusura bakmayın
      ismim : Ziran ÇELİK Emekli Asker
      zirancelik@isbank.net.tr Mail adresim .

      Sil
    2. Merhaba, öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim.

      Yorumunuza cevap verecek olunca öncelikle ben "Türkçe'nin yazıldığı gibi okunmadığını" değil "konuşulmadığını" anlatmıştım yazımda. Siz o küçük ayrıntıyı gözden kaçırmışsınız herhalde. Konuşma da elbette yöreden yöreye değişir.

      Eğitim düzeyinin konu üzerindeki etkisinden bahsetmişsiniz. Hocam, artık TRT'de bile bahsettiğim konuşma bozukluklarına rastlayabilirsiniz. Biraz dikkatli olmanız yeterli.

      Bir Türkçe öğretmeni olarak aldığım derslerden öğrendiğim dilin kuralı olsa da canlı bir varlık olduğunu unutmamamız gerektiğidir. Yazımda da bahsettiğim üzere dil kendini kolaya kaçırır. Bunu yapmak zorundadır. Yoksa yaşayamaz. Güzel konuşmak ayrıdır, işlevsel konuşmak ayrıdır. İşlevini yitirmemesi için kelimelerin ağızda yuvarlanmasına ve ağızdan daha kolay çıkmasına izin verir.

      Ziya Gökalp, 1923 yılında yayımladığı Türkçülüğün Esasları adlı meşhur eserindeki “Dilde Türkçülüğün Prensipleri” bölümünde Türkçe ile ilgili görüşlerini 11 madde halinde ifade etmiştir. En çok dikkat çeken kısım ise yazı dilinde "İstanbul Türkçesi"nin kabul edilmesidir. Yine belirtmek istiyorum "yazı dilinde".

      Şahsi görüşüm, yazı dilimizle konuşma dilimizin aynı olmadığı yöreden yöreye değişen farklar oluşturduğudur. Umarım bu yazıyı yazmaktaki niyetimi anlatabilmişimdir.

      Saygılarımla.

      Sil
  2. Sayın Yaşar Öğretmenim; Bende açıklamanız için teşekkür ederim.

    Ben yazınızın tümünü değerlendirdiğimde. " Kimsenin Rahat konuşmadığı bir dili Konuşması beklenemez " , "Yazdığımız gibi Konuşmadığımız" gibi Keskin, sivri köşelerini törpüler, dili yumuşatır, telaffuzu kolaylaştırır. Bu her dilin fonetik özelliğidir.
    Türkçenin bu hali ile akıcı olmadığı. Sivri ve köşeli olduğu gibi tespitlerinize katılmadığım ve konunun bütününde bunun bir yöresel olarak şive farkları olduğu değil de Türkçenin genelinde akıcı olmadığı ve bu nedenle her yöre kendine göre akıcılık sağlamak için dil birliğinin bozulabileceğini bununda normal olduğunu. Ve bunun dilin gelişmesine katkı sağladığı gibi bir ana fikir çıkan yazınızın kapsam ve ana fikir açısından yorum getirmiştim
    Bu konuda Yine de aynı fikirdeyim. Dilin konuşma olarak bozulması, doğudaki insan ile batıdaki insanın birbirini anlayamaması veya Türk insanının bir karakteri olan kolaya kaçmasının veya yöresel öğelerin dil üzerine etkisinin dilin akıcılığına bağlanmasını anlamış değilim.

    Türk dilinin gelişmesi ve hakkettiği saygın bir yere ulaşması için verilen çabaların en başında Dil birliğinin sağlanabilmesidir. Dil birliğinin sağlanabilmesi ancak siz öğretmenlerin eseri olacaktır.

    Benim referans aldığı kaynaklar Bu ülkenin lideri aynı zamanda Türk dilinin zenginleşmesi adına yadsımaz emekler vermiş En büyük baş Öğretmen Atatürk'tür.
    Biraz araştırma yaptığınızda TDK ne için kurduğu ve Türk dili hakkında söyledikleri benim için anlamlı referanslar dır. 1923 yılında henüz Cumhuriyetin kurulması aşamasında İstanbul dilinin referans alınarak yapılan tespite katılmam beklenmemelidir. Türk diline elbette katkısı vardır ancak sadece bir kişinin tespiti olarak değerlendirmek bilimsellikten uzaktır araştırmalarında gerek TDK da gerekse diğer dil kurultaylarında Hiçbir zaman İstanbul Türkçesi referans olarak alınmamıştır.

    1931 yılında Atatürk'ün talimatları ile kurulan "Türk Dil Tektik Cemiyeti "ile başlayan ilk dil hakkındaki bilimsel araştırma başlatılmıştır.

    Türk Dil Kurumunun Amacı

    Anadolu topraklarında Türklerden önce oluşan medeniyetlere değer verilmesi amaçlanmıştır. Bu yaklaşım aynı zamanda kültürel ve arkeolojik araştırmalara da önemle yaklaşılmasını ve bu sayede müzeciliğin ilerlemesini sağlamıştır.
    Türk Dil Kurumu; Osmanlı İmparatorluğunda Arapça, Farsça, Türkçe dillerinin karışmasından oluşan bir lisan olan Osmanlıca kullanılmaktaydı. Ortak bir dil bütünlüğü yoktu.

    Milli bir devlet olan Türkiye’de lisan bütünlüğü oluşturulması, toplumun yalın bir dil olan Türkçeyi kullanması amacıyla Türk Dil Kurumu oluşturulmuştur.

    12 Temmuz 1932 tarihinde açılan Türk Dil Kurumu dilimizi eğitim alanında rahatça kullanabilmek, ilim dili haline dönüştürmek, sade bir biçime sokmak ve bir takım terimlerin karşılığı Türkçe kelimeleri bulmak için kurulmuş bir kurumdur.
    Eskiden kurulmuş olan Türk medeniyetlerinin araştırılıp tüm dünyaya yayılması

    Türkiye’nin geçmişinin araştırılması

    Türklerin İslam tarihinde ne gibi roller aldığının tespit edilmesi

    Anadolu topraklarında Türklerden önce oluşan medeniyetlere değer verilmesi amaçlanmıştır. Bu yaklaşım aynı zamanda kültürel ve arkeolojik araştırmalara da önemle yaklaşılmasını ve bu sayede müzeciliğin ilerlemesini sağlamıştır.
    Türk Dil Kurumu; Osmanlı İmparatorluğunda Arapça, Farsça, Türkçe dillerinin karışmasından oluşan bir lisan olan Osmanlıca kullanılmaktaydı. Ortak bir dil bütünlüğü yoktu.

    Milli bir devlet olan Türkiye’de lisan bütünlüğü oluşturulması, toplumun yalın bir dil olan Türkçeyi kullanması amacıyla Türk Dil Kurumu oluşturulmuştur.

    http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=77

    İlgili linkten TDK yapısı ve amaçlarını incelediğinizde Yukarda yazılanları doğrular nitelikte bir amaç içinde oldukları görülecektir.

    Böyle bilimsek kurumun çalışmaları benim içinde ve bu konuda halkı eğitmekle görevli her öğretmenin birinci ülküsü olmalıdır. Ayrıca Başöğretmen Atatürk'ün bu konuda söylediği her söz benim için ve cumhuriyet çocukları için bir ölçüt olmalıdır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam benim ülküm zaten TDK kurallarına uygun bir biçimde dilimizi öğretmek. O konuda kendimden şüphem yok. Aslında ikimiz de aynı şeyi söylüyoruz ama farklı şekilde söylüyoruz. Ben dildeki bir sıkıntıyı dile getiriyorum. Onu savunmuyorum. Öncelikle bu konuda anlaşmamız lazım.

      Sil
  3. Türk dil kurumunun kuruluş amacı zannederim söylenecek bir şey bırakmıyor. O nedenle dil birliğinin sağlanması amacı öncelikli olmadır.

    EĞER HALA DİL BİRLİĞİ SAĞLAYAMAMIŞ İSEK DEMEKKİ DAHA ÇOK ÇALIŞMAMIZ LAZIM ÖĞRETMENİM

    «Türk milletinin dili, Türkçedir. Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır... Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler, içinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.» 1929

    «Türk dili, zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır.» 1930

    «Milli duygu ile dil arasındaki bağ, çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.» 1930

    «Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz.» 1932 (Söylev ve Demeçler, C. I, S. 311)

    «Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz.» 1938

    «Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. "Türk milletindenim" diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır Türkçe konuşmayan bir insan, Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.» 1931

    «Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için, dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.»


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle bir video var Ziran Bey >>> https://www.facebook.com/Duru.Turkce.Bilgi/videos/vb.111991462251409/10200235033331860/?type=3&permPage=1

      Sil